Faiz Neden Bu Kadar Sert Yasaklandı?
Faiz meselesinde insanı en çok yanıltan şey, hesabın başta fazla kolay görünmesi. Birinin elinde para var, öbürünün o paraya ihtiyacı var. Para bugün el değiştiriyor, geri ödeme gelecekte yapılıyor ve araya bir miktar fazlalık konuyor. İlk bakışta insanın aklına doğal olarak şu geliyor: “Adam parasını kullandırmış, beklemiş, risk almış; karşılığında biraz fazla alması niye sorun olsun?” Asıl mesele zaten tam burada başlıyor.
Çünkü o fazlalığın içine zaman, risk, enflasyon, sermaye ihtiyacı ve borçlunun durumu aynı anda giriyor. Modern dünyada bir de banka parası, kredi genişlemesi ve itibari para meselesi var. Bunların hepsini ekonomik olarak açıklayabilirsin. Fakat ekonomik olarak açıklanabilen bir şeyin hukuken ve ahlaken serbest olması kendiliğinden çıkmıyor. Ribâ tartışmasının düğümü burada.
Ribâ yasağı kazanmaya karşı bir yasak değil
Bakara 2:275:
Ribâ yiyenler, şeytanın dokunup sersemlettiği kişinin kalkışı gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların “Alışveriş de ribâ gibidir” demeleridir. Oysa Allah alışverişi helal kılmış, ribâyı haram kılmıştır. Rabbinden kendisine bir öğüt ulaşıp da bundan vazgeçenin geçmişte aldığı kendisine kalır ve onun işi Allah'a aittir. Kim tekrar buna dönerse onlar ateş ehlidir ve orada kalıcıdırlar.
İtiraz tanıdık. Tüccar 100 liraya aldığı malı 120'ye satıyor. Borç veren de 100 verip 120 alıyor. İkisinin sonunda da eldeki para artıyor. O zaman fark nerede?
Ayet tam bu noktada ikisini ayırıyor. Alışveriş serbest bırakılıyor, ribâya ayrı hüküm konuyor. Para kazanmanın kendisi hedefe konmuş olsaydı ticaretin de yasaklanması gerekirdi. Demek ki mesele paranın artması değil. Kazancın hangi ilişkiden doğduğu önemli.
Bakara 2:278-280:
Ey iman edenler! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Gerçekten iman ediyorsanız ribâdan kalan alacaklarınızı bırakın.
Bunu yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından size karşı savaş ilan edildiğini bilin. Eğer tevbe ederseniz anaparanız sizindir. Böylece haksızlık etmezsiniz ve siz de haksızlığa uğramazsınız.
Eğer borçlu darlık içindeyse rahatlayacağı zamana kadar ona süre tanıyın. Alacağınızı bağışlamanız ise, bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.
Bu üç ayetin sırası çok şey anlatıyor. Ribâ bırakılıyor ama alacaklının anaparası çöpe atılmıyor. “Anaparanız sizindir” deniyor. Verdiğin 100 lira senin. Mülkiyet hakkın korunuyor.
Hemen ardından dardaki borçlu geliyor. Ödeyemiyorsa süre ver. Gücün yetiyorsa alacağından vazgeçmek daha da hayırlı. Yani alacaklının hakkı var ama bu hak karşıdaki insanın boğazına basma yetkisine dönüşmüyor.
Burada servet düşmanlığı yok. Borçlunun ezilmesine de izin yok. İki tarafın hakkını aynı yerde tutmaya çalışan bir denge var.
Borç zaten yasaklanmış bir şey değil
Kur'an'ın en uzun ayeti vadeli borcun nasıl kurulacağını anlatıyor.
Bakara 2:282:
Ey iman edenler! Belirli bir vadeye kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın ve yazsın. Borçlu olan kişi yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın ve borçtan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer borçlu aklı veya gücü bakımından yetersizse ya da kendisi yazdıramıyorsa velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. İki erkek bulunmazsa razı olduğunuz şahitlerden bir erkek ve iki kadın olsun ki biri yanılırsa diğeri ona hatırlatsın. Şahitler çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Borç küçük de olsa büyük de olsa vadesiyle birlikte yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemenize daha elverişlidir. Aranızda hemen gerçekleşen peşin ticarette bunu yazmamanızda sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman şahit bulundurun. Yazıcıya da şahide de zarar verilmesin. Bunu yaparsanız yoldan çıkmış olursunuz. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Allah size öğretiyor ve Allah her şeyi bilir.
Gayet bildiğimiz borç ilişkisi anlatılıyor. Vade belli olsun. Kayıt tut. Borcu eksik yazma. Şahit olsun. Sonra taraflar birbirine girmesin.
İnsanların bugün sahip olmadıkları bir kaynağı gelecekte ödemek üzere kullanmaları başlı başına yasaklanmıyor. Çizgi başka yerde çekiliyor. Borcun sırf zaman geçtiği için önceden garanti edilmiş artış üretmesi tarafında.
Dardaki borçlu meselesi çok daha eski
Çıkış 22:25-27:
Halkımın arasında yanında bulunan ihtiyaç sahibi birine para borç verirsen ona tefeci gibi davranma ve üzerine faiz yükleme. Komşunun giysisini teminat olarak alırsan güneş batmadan önce ona geri ver. Çünkü onun tek örtüsü, bedenini örttüğü giysisi odur. Başka neyle yatacak? Bana seslendiğinde onu işiteceğim, çünkü ben merhametliyim.
Burada hukuk adamın gece neyle uyuyacağına kadar iniyor. Alacağın var diye son battaniyesini almak serbest sayılmıyor. Teminat hakkın var ama karşındaki insan da yaşamaya devam edecek.
Levililer 25:35-37:
Kardeşin yoksullaşır ve yanında kendi geçimini sağlayamaz hale gelirse onu destekle. Yabancı veya misafir gibi senin yanında yaşamaya devam edebilsin. Ondan faiz veya fazlalık alma. Tanrı'dan kork ki kardeşin yanında yaşayabilsin. Paranı ona faiz karşılığında verme, yiyeceğini de kazanç elde etmek amacıyla verme.
“Yanında yaşayabilsin” sözü meseleyi bayağı çıplak anlatıyor. Adam zaten düşmüş. Senin elindeki fazla kaynak onun daha da aşağı itilmesinin aracına dönüşmesin.
Tesniye 23:19-20:
Kardeşine para, yiyecek veya faiz doğuran başka bir şey üzerinden faiz uygulama. Yabancıya faiz uygulayabilirsin, fakat kardeşine uygulama. Böyle davran ki Rabbin sahip olmak üzere girdiğin ülkede el attığın işlerde seni bereketlendirsin.
Burada topluluk içi borç ile yabancıya verilen borç arasında açık bir ayrım var. O dönemin hukuk düzeni böyle bir ayrım kuruyor. Kur'an'daki ribâ yasağı ise aynı topluluk sınırıyla gelmiyor.
Yine de ortak damar çok açık. Borç yalnız rakamdan ibaret değil. Karşı tarafta insan var.
Bugünkü 100 lira ile seneye gelecek 100 lira aynı hissedilmez
Ekonominin hakkını da vermek lazım. Sana bugün 100 bin lira ile on yıl sonra 100 bin lira arasında seçim yaptırsam çoğu insan bugünü seçer. Çünkü bugünkü para kullanılabilir. Makine alırsın, ev alırsın, yatırım yaparsın. On yıl sonraki paraysa bütün bunları erteler.
İnsan bugünkü mala gelecekteki aynı mala göre daha yüksek değer biçebiliyor. Bunun adı zaman tercihi. Faizin ekonomik açıklamasında da önemli bir yeri var.
Bu yüzden faizi yalnız “zenginin fakiri sömürmesi” diye açıklamak eksik kalıyor. Borç alanın fakir olması şart değil. Büyük şirketler borçlanıyor, devletler borçlanıyor, çok zengin insanlar borçlanıyor. Ortada gerçekten zaman ve belirsizlik var.
Ama zaman tercihi gerçek diye borç üzerine konulan garanti artış otomatik olarak meşru hale gelmiyor. Ekonomi insanların bugünkü mala niye daha fazla değer verdiğini anlatıyor. Allah'ın hangi sözleşmeye izin verdiğini ekonomi belirlemiyor.
Bu ayrım önemli. Faiz yasağını savunmak için “zamanın değeri yoktur” demeye ihtiyaç yok. Zamanın değeri var. Beklemek maliyetli. Gelecek belirsiz. Bunları kabul edip ribâdan yine uzak durabilirsin.
Faiz sermayeyi kendi başına üretmiyor
“Faiz insanları tasarrufa teşvik eder, tasarruf artar, sermaye birikir ve toplum zenginleşir” cümlesinin içinde doğru bir parça var. Daha yüksek getiri bazı insanları bugünkü tüketimden vazgeçmeye teşvik edebilir.
Ama gerçek sermayeyi faiz oranı yaratmıyor. Sermaye birikmesi için toplumun ürettiği her şeyi aynı gün tüketmemesi gerekiyor. Bugünkü kaynakların bir kısmı gelecekte daha fazla üretim sağlayacak işlere ayrılıyor. Makine, fabrika ve araştırma böyle ortaya çıkıyor.
Faiz oranı burada bir fiyat ve sinyal gibi çalışıyor. Üstelik aynı oran tasarrufçu ile yatırımcıya ters taraftan görünüyor. Tasarruf sahibine yüksek getiri cazip gelebilir. Yatırımcı içinse yüksek faiz maliyet.
Diyelim bir makine yılda yüzde 8 ek gelir sağlayacak. Finansman maliyeti yüzde 3 ise yatırım mantıklı olabilir. Maliyet yüzde 12'ye çıkınca aynı yatırım anlamsız hale gelebilir.
Yatırım getirisi = %8 Finansman maliyeti = %3 Yatırım yapılabilir Yatırım getirisi = %8 Finansman maliyeti = %12 Yatırım anlamsızlaşabilir
Bu yüzden “faiz yükseldikçe zenginlik artar” diye düz bir denklem kurmak zor. Yüksek faiz tasarruf sahibini cezbedip yatırımcıyı kaçırabilir.
Modern dünyada banka kredisi para da yaratıyor
Bugün kullandığımız paranın büyük kısmı fiziksel banknot halinde durmuyor. Banka hesaplarındaki mevduatlar da ödeme aracı olarak kullanılıyor.
Banka sana 1 milyon liralık kredi açtığında çoğu zaman daha önce başka bir müşterinin yatırdığı belirli 1 milyon lirayı kasadan çıkarıp sana vermiyor. Kendi bilançosunda aynı anda iki kayıt oluşturuyor.
Banka varlığı: + 1.000.000 TL kredi alacağı Banka yükümlülüğü: + 1.000.000 TL mevduat
Senin hesabında daha önce bulunmayan 1 milyon liralık satın alma gücü ortaya çıkıyor. Kredi anaparası geri ödendiğinde süreç tersine dönüyor ve o mevduat parası sistemden siliniyor.
Burada önemli bir ayrım var. Banka para yaratabiliyor ama gerçek servet yaratmış olmuyor. Hesaba 1 milyon yazıldı diye ülkede bir gecede fazladan ev, kamyon, çelik veya elektrik santrali ortaya çıkmıyor.
Para ile gerçek kaynak aynı şey değil.
Gerçek tasarruf ile yeni banka kredisi aynı etkiyi bırakmıyor
Bir yıl boyunca daha az harcadım ve 100 bin lira biriktirdim. O parayı sana verdim. Ben bugünkü tüketimimin bir kısmından gerçekten vazgeçtim. Kullanmadığım kaynak senin yatırımına geçti.
Başka bir durumda kimse tüketimini azaltmıyor ama banka sana 100 bin liralık yeni kredi açıyor. Sen de piyasadan makine ve malzeme toplamaya başlıyorsun. Tüketiciler eski hızlarında harcamaya devam ediyor.
Kâğıt üzerinde finansman arttı. Gerçek dünyadaki kaynaklar aynı hızda artmadı.
Faiz oranı kredi genişlemesiyle uzun süre gerçek tasarruf seviyesinin altına itilirse girişimciler sermayeyi olduğundan bol sanabilir. Uzun vadeli yatırımlar başlar. Sonra aynı kaynaklara bir sürü proje yüklenince maliyetler yükselir. Kredi yavaşladığında bazı yatırımların ancak ucuz para sayesinde ayakta kaldığı ortaya çıkar.
Buradaki sorun kredi kelimesinin kendisi değil. Gerçek tasarrufla uyumsuz para ve kredi genişlemesi.
“Banka 100 yarattı ama 110 istiyor, o 10 nereden gelecek?”
İlk duyulduğunda güzel bir matematik problemi gibi duruyor. Banka 100 lira kredi yarattı. Bir yıl sonra 110 istiyor. Ortada yalnız 100 yaratıldıysa fazladan 10 nasıl ödenecek?
Aynı para ekonomide yalnız bir kere kullanılmadığı için hesap bu şekilde yürümüyor. Banka aldığı faiz gelirini çalışanına maaş olarak verebilir. Vergi öder. Mal ve hizmet satın alır. Mevduat sahibine ödeme yapar. Hissedarına kâr dağıtır. Para tekrar dolaşıma çıkar.
Aynı 10 lira yıl içinde defalarca el değiştirebilir.
Bu yüzden:
Toplam borç > mevcut para stoku
olması tek başına:
Bütün borçların ödenmesi matematiksel olarak imkansız
sonucunu vermiyor.
Fakat topluca borç küçültülmeye başlanırsa başka bir sorun çıkıyor. Kredi anaparası geri ödenirken banka parası yok oluyor. Yeni kredi de açılmıyorsa para stoku daralıyor. Gelirler düşerken eski nominal borçlar aynı kalabiliyor. Borcun reel yükü ağırlaşabiliyor.
Yani sistemin kırılganlığı gerçek. Ama bunu anlatmak için yanlış matematiğe gerek yok.
Enflasyonun altında faiz almak gerçekten kazanç mı?
Satın alma gücü açısından zarar edebilirsin. Diyelim mevduat bir yılda yüzde 30 getirdi ama fiyatlar yüzde 50 arttı.
Reel getiri = (1 + 0.30) / (1 + 0.50) - 1 Reel getiri = yaklaşık -%13.33
1.000 liran 1.300 liraya çıktı. Geçen yıl 1.000 liraya aldığın mal sepeti 1.500 liraya çıktıysa kağıt üzerinde paran artmış olsa da satın alma gücünden kaybettin.
“Kazanmıyorum, daha az kaybediyorum” demek ekonomik olarak anlaşılır.
Fakat buradan “enflasyonun altındaki faiz helaldir” sonucu çıkmıyor. Bugünkü ana akım fıkıh itibari parayı gerçek para kabul ediyor. Borcun üzerine baştan şart edilen nominal artış, enflasyondan düşük kaldığı için mahiyet değiştirmiyor.
Öte yandan yüksek enflasyon alacaklı açısından gerçek bir adalet sorunu çıkarıyor. Sana bugün 100 verdim, bir yıl sonra para yarı değerine düştü ve yine 100 aldım. Nominal rakam aynı ama reel servetimin yarısı uçtu.
Bu yüzden aşırı enflasyonun sonradan ortaya çıktığı borçlarda değerin nasıl korunacağı ayrıca tartışılıyor. Fakat bu mesele baştan garanti edilmiş faizle aynı şey değil.
İtibari para borç ahlakını daha da zorlaştırıyor
Bugünkü para altın sikke gibi kendi maddesinde değer taşımıyor. 200 liralık banknotun kâğıdı 200 lira etmiyor. Banka hesabındaki para zaten fiziksel olarak ortada durmuyor.
Değerini toplumun kabulü, hukuk düzeni, vergi sistemi ve para otoritesine duyulan güven taşıyor.
Böyle bir düzende yalnız özel alacaklının davranışını sorgulayıp para otoritesini tamamen kenarda bırakmak doğru olmaz. İnsanların yıllarca biriktirdiği satın alma gücü sürekli para genişlemesiyle eriyorsa burada da servet aktarımı oluşuyor.
Borçlunun hakkını korumak önemli. Tasarruf sahibinin parasını sessizce eritmek de masum bir iş değil.
Adalet iki tarafa da bakmalı.
Ortaklık neden bu kadar önemli?
Borçta alacak işletmenin gerçek kârından ayrı duruyor. Sana 100 bin lira verdim ve bir yıl sonra 110 bin istiyorum. Senin işin yüzde 100 büyüse de sözleşmedeki alacağım aynı. İş zarar etse de kayıt üzerindeki alacağım yine orada.
Ortaklıkta yapı değişiyor. 100 bini sermaye koyuyorum. İş büyürse kazanca katılıyorum. Sermaye zarar görürse benim payım da zarar görüyor.
İslam ticaret hukukundaki mudaraba ve kıraz gibi modeller tam bu mantıkla çalışıyordu. Bir taraf sermayeyi koyuyor, öbür taraf işi yürütüyor. Kâr paylaşılırken zarar sermayeye dokunuyor.
Modern borsa da bu fikri büyük ölçekte taşıyabiliyor. Bir şirkete milyonlarca kişi küçük paylarla ortak oluyor. Şirket büyürse payları değerleniyor. Şirket kötü giderse ortakların sermayesi de zarar görüyor.
Riskin gerçekten paylaşılması burada önemli.
Faizsiz finansın da kağıt oyununa dönüşmemesi lazım
Borcun üstüne yüzde 10 yazınca ribâ deyip aynı sonucu dört ayrı sözleşmeyle dolaştırarak yine garanti yüzde 10'a bağlıyorsan ortada ciddi bir soru var.
Gerçek mal var mı? Mülkiyet gerçekten geçti mi? Satıcı ticari risk taşıdı mı? Ortaklık denilen yerde sermaye gerçekten zarar görebiliyor mu?
Sözleşmenin adı kadar gerçekte ne yaptığı önemli.
Tarihte faiz yasağının etrafından dolaşmak için türlü finans teknikleri geliştirilmişti. Bugün aynı şeyi farklı isimlerle yapmak bir ilerleme sayılmaz.
Allah'ı muhasebe açıklamasıyla kandırmaya çalışmak zaten baştan tuhaf bir fikir.
Servetin kendisi düşman değil
Sermaye birikmeden uzun vadeli üretim kuramazsın. İnsanlar kazandıkları her şeyi aynı gün tüketirse yarının fabrikası kurulmaz. Araştırma yapılmaz. Büyük makineler alınmaz. Altyapı oluşmaz.
Tasarruf lazım. Sermaye lazım. Girişim lazım.
Kur'an'da ticaretin serbest bırakılması da zaten servet üretiminin başlı başına kötü görülmediğini gösteriyor.
Hadid 57:7:
Allah'a ve Resulüne iman edin ve sizi üzerinde halef kıldığı mallardan harcayın. İçinizden iman edip harcayanlar için büyük bir ödül vardır.
“Halef kıldığı mallar” ifadesi servete güzel bir ayar çekiyor. Mal senin tasarrufunda. Kullanıyorsun, satıyorsun, miras bırakıyorsun. Ama senden önce başkasındaydı, senden sonra da başkasına gidecek.
Bu bakış zenginliği aşağılamıyor. Zenginlikten doğan kibrin havasını indiriyor.
Yoksulun en büyük açığı bazen para kadar zaman
Varlıklı insanın büyük lükslerinden biri bekleyebilmek. Evini bugün satmak zorunda değilse kötü teklifi reddeder. İş teklifini beğenmezse birkaç ay daha arar. Pazarlık masasından kalkabilir.
Parası olmayan adamın zamanı daha pahalı. Kira üç gün sonra. İlaç bugün lazım. Elektrik haftaya kesilecek. Altı ay sonra daha ucuz kredi çıkacakmış, adama ne?
İki insan kendi rızasıyla aynı sözleşmeye imza atabilir ama pazarlık güçleri aynı olmayabilir. Birinin on alternatifi vardır. Diğerinin yarına kadar parayı bulması gerekiyordur.
Kutsal metinlerin yoksul borçluya bu kadar sık dönmesi tam burada anlam kazanıyor. Adamın çaresizliği sana ekonomik avantaj sağlayabilir. Soru, o avantajı son damlasına kadar kullanıp kullanmayacağın.
Son söz
Buraya kadar anlattığımız hiçbir şey ribâyı meşru hale getirmiyor. Zaman tercihi gerçek olabilir. Beklemenin ekonomik değeri olabilir. Borç üretken olabilir. Modern bankacılık krediyle para yaratabilir. Enflasyon alacaklıyı zarara uğratabilir. Bunların hepsi ayrı ayrı doğru olabilir.
Ama hüküm bunlardan çıkmıyor.
Kur'an ribâ konusunda açık konuşuyor. Alışverişe izin veriyor, ribâyı yasaklıyor. Borcu yasaklamıyor. Anaparayı koruyor. Dardaki borçluya mühlet veriyor. Servet üretimini engellemiyor ama servetin insan üzerinde tahakküm aracına dönüşmesine de sınır çekiyor.
O yüzden benim vardığım yer gayet net: Borçtan baştan şart edilmiş faizli fazlalık ribâ kapsamındadır ve haramdır.
“Ama enflasyon var.”
Bu, itibari para sisteminin ayrı adalet sorununu açar. Faizi helal yapmaz.
“Ama bugünkü para daha değerli.”
Doğru. Zaman tercihini açıklar. Haramı helal yapmaz.
“Ama şirket bu parayla büyüyebilir.”
Büyüyebilir. Ekonomik fayda hükmü değiştirmez.
“Ama faiz düşük.”
Düşük olması zararı azaltabilir. İşlemin mahiyetini değiştirmez.
Burada insanın hoşuna gitmeyen taraf şu olabilir: Her ekonomik imkan meşru hak haline gelmiyor. Bir şeyi yapabiliyor olman, ondan para kazanabiliyor olman ve iki tarafın buna razı olması tek başına son söz sayılmıyor.
İman zaten biraz da burada başlıyor. Allah'ın hükmünü ancak işine geldiği sürece kabul ediyorsan ortada fazla bir teslimiyet kalmıyor.
Ekonomiyi öğrenelim. Bankaların nasıl para yarattığını anlayalım. Enflasyonu konuşalım. Sermayenin nasıl biriktiğini bilelim. Zaman tercihinin ne olduğunu da bilelim. Bunların hiçbirinden korkmaya gerek yok.
Ama bütün hesabı yaptıktan sonra hükmü tersine çevirmeye çalışmanın da alemi yok.
Faiz haramdır.
Paranı koru. Ticaret yap. Ortak ol. Risk alıp kazan. Borç veriyorsan anaparanı geri al. Borçlu gerçekten dardaysa ona zaman tanı. Gücün yetiyorsa yardım et.
Para araç olarak çok faydalı. İnsanın efendisine dönüştüğü yerde ise işin bokunu çıkarmışız demektir.
Kaynak notları
Kur'an'daki ribâ ve borç hükümleri için Bakara 2:275-282 ile Hadid 57:7; önceki vahiylerdeki borç hükümleri için Çıkış 22:25-27, Levililer 25:35-37 ve Tesniye 23:19-20 okunabilir.
Zaman tercihi, faiz ve sermaye birikimi için Ludwig von Mises'in Human Action eserindeki faiz bölümleri; sermaye yapısı ve tasarruf için Murray Rothbard'ın Man, Economy, and State çalışması faydalıdır.
Modern ticari bankaların kredi verirken mevduat parası oluşturması konusunda Bank of England'ın Money Creation in the Modern Economy çalışması iyi bir başlangıçtır. İtibari paranın ribâ hükümleri ve aşırı enflasyon şartlarında borçların nasıl ele alınabileceği için International Islamic Fiqh Academy'nin kâğıt para ve enflasyon kararlarına bakılabilir.
Orta Çağ İslam dünyasındaki mudaraba ve kıraz ortaklıkları için Abraham Udovitch'in Partnership and Profit in Medieval Islam eseri; modern hisse piyasasının gelişimi için VOC ve Amsterdam sermaye piyasası üzerine ekonomi tarihi çalışmaları yararlıdır.
